Who is that down there in the hall, Sister?
Koridorda bekleyen kim, rahibe?


Why, that's Domini Enfilden.
Bu Domini Enfilden.

- Was she ever here? - Yes, she was just like you. She couldn't ever do her sums correctly, either.
- Evet, tıpkı senin gibiydi.

Why, Domini Enfilden! How wonderful to see you again.
Domini Enfilden!

And you, Mother Josephine.
Sizi de Rahibe Josephine.

She doesn't look very happy.
Pek mutlu görünmüyor.

- Is she married?
- Hayır, evli değil.

- Is that why she isn't happy? - No, my dear.
- O yüzden mi mutlu değil?

You see, she devoted her life to looking after her invalid father... whom she loved very dearly. But why would that make her sad, Sister?
Hayatını çok sevdiği yatalak babasına bakmaya adadı.

He suffered greatly for years.
Yıllardır acı çekiyor.

And a few months ago he died, mercifully.
Tanrının inayetiyle birkaç ay önce babası vefat etti.

Isn't she beautiful?
Güzel değil mi?

- Is she rich?
- Evet ve çok naziktir.

You don't catch me being kind to anyone.
Beni birine nazik davranırken göremezsiniz.

Now, that's enough.
Pencerenin önünden çekilin bakalım.

You remember, Domini, this is your old room.
Hatırladın mı, Domini, burası senin eski odan.

Your old room, Domini.
Senin eski odan, Domini.

I'm so delighted to see you again, I didn't notice.
Seni gördüğüme öyle çok sevindim ki farkına varamadım.

You're not happy, my child.
Mutlu görünmüyorsun evladım.

Perhaps the only time I ever was happy was here.
Belkide tek mutlu olduğum zaman burasıydı.

But surely after your father's death you were free to enjoy the world? The world?
Ama babanın vefatından sonra dünyanın keyfini çıkarmak için özgürlüğüne kavuştun.

Yes, I traveled:
Evet, seyahat ettim.

Paris, Vienna, the Riviera.
Paris, Viyana, Riviera.

But in the midst of people, I was always lonely.
Ama insanların arasında her zaman bir başımaydım.

I don't understand that.
Anlamıyorum.

You always had such a longing for life, even as a child.
Yaşamak için büyük bir özlem duyuyordun, çocukken bile böyleydin.

Do you remember, you once asked me:
Bir keresinde bana ne sorduğunu hatırlıyor musun;

"Mother, is it wrong to want someone to marry me?
"Rahibe, birinin benimle evlenmek istemesi yanlış mı?"

"Is it wrong to want to be loved?"
"Sevilmeyi istemek yanlış mıdır?"

Yes, I remember.
Ve siz de bana bir resim göstermiştiniz.

It's there still:
Kana'da Düğün.

I remember you said, "He was at the wedding, and he blessed it." Yes, Domini.
Söylediğinizi hatırlıyorum, "O düğündeydi ve onları kutsadı."

What am I to do, Mother Josephine?
Ne yapmalıyım Rahibe Josephine?

I come to you as I did when I was a little girl.
Küçük bir kızken yaptığım gibi size geldim.

Do? Life is filled with interesting things to do.
Dünya yapılacak ilginç şeylerle dolu.

You must go out and find them.
Gitmeli ve onları bulmalısın.

But how, Mother. Where?
Ama nasıl anne, nerede?

Why not leave the cities you have found so lonely... and try something different? Perhaps the desert, for a time.
Neden yalnızlık çektiğin şehirleri terk edip farklı bir şey denemiyorsun?

The desert, Mother? What will I find there?
Orada ne bulabilirim?

There, in the solitudes, you may find yourself.
Orada, hiçliğin ortasında kendini bulabilirsin

In the face of the infinite, your grief will vanish... and you will realize that life is larger... fuller than you dream.
Sonsuzluk karşısında, ızdırabın yok olacak ve hayatın hayal ettiğinden daha engin ve dolu olduğunu anlayacaksın.

I've been here for one whole month, Father.
Bir aydır buradayım peder.

Forgive me, I still cannot understand how men can find peace here... walled in, cut off forever from the world. You are a soldier of France, my son.
Beni mazur görün ama bir adam çevresine duvar örüp dünyayla sonsuza kadar bağını kopararak nasıl huzur bulabilir?

We are soldiers of God.
Sen Fransa'nın askerisin, evladım.

One must have the call for either duty.
Yeryüzünün işlerini birileri üstlenmek zorundadır.

Today I go away, Father, to rejoin my company.
Bugün gidiyorum peder, bölüğüme katılacağım.

You have never asked me why I came here.
Buraya neden geldiğimi hiç sormadınız.

You asked for shelter here.
Bizde sizi rahat ettirmeye çalıştık.

You have, Father.
Ettiniz peder.

But I don't want you to think I came here out of idle curiosity.
Buraya boş bir merak yüzünden geldiğimi düşünmenizi istemem.